Saksı

Yıllardır uğramadığı, çocukluğunun geçtiği ev, bugün satışa çıkarılıyordu. Kimse gelmeden eve gidip son bir kez bakmak için sabah erkenden yola çıktı.

Evin boyalarının döküldüğünü ve pencere tahtalarının eskidiğini dışarıdan gördüğünde içeri girmekte tereddüt etse de çok sevdiği tahta oymalı kapıya adım adım yaklaştı. Evin etrafı neredeyse bir insan boyu duvarla çevriliydi, o çok sevdiği kapı da bahçeye açılan kapıydı. Tahta kapının süngüsü gıcırdayarak açıldığında bir anda kendi çocukluğunun bahçede koşturduğunu gördü. Bahçede koşturmaya başladığı an büyük annesi çiçeklerime dikkat et, saksılarımı devirme diye uyarırdı onu.

Saksıları ise evin en sevdiği nesneleriydi çocukken, büyük annesi her bir saksıyı eski yağ tenekelerinden yapmıştı. Boşalan tenekeleri, sevdiği renklerle boyar içine rengarenk sardunyalar ekerdi. Biraz daha büyüyünce büyük annesine toprak saksılar almıştı, teneke saksıları değiştirmesi için. Büyük annesi onun aldığı toprak saksıları da özenle boyamış, bahçenin farklı yerlerine yerleştirmişti ama kapının hemen girişinde duran eski teneke saksıları, sanki oraya sabitlenmiş gibi yerinde kalmıştı.

İşte bahçede dolaşırken gözü yıllar önce almış olduğu o toprak saksılara takıldı, hepsi sapasağlam duruyordu, sadece büyük annesinin boyadığı renkler gitmişti üzerinden. Sonra kapının girişindeki teneke saksıları gördü, onlarda biraz paslanmış olsalar da içlerinde sardunyalarıyla sanki ona gülümsüyorlardı.

Bahçede eski anılara daldığı sırada abisi geldi, yanında da emlakçı. Emlakçı hemen almak istedikleri özel eşyalarını almalarını rica etti, evin fotoğrafını çekip bir an önce ilanı yayınlamalıydı. Abisinden sonra kuzenleri eve geldi, herkes evin içine girip kendisi için değerli bir şeyi alıyordu, o ise hala kapının önünde teneke saksılardan gözünü ayırmıyordu. Emlakçı yanından geçip teneke saksıları atmak üzere olduğunu fark ettiğindeyse neredeyse adamın üzerine atlayacaktı, kuzenleri zor sakinleştirdi.

Onların sadece paslanmış saksılar olduğunu ve artık atılması gerektiğini herkes tek tek anlatıyordu ama o inatla atılmasını istemiyordu, o saksılar büyük annesiydi onun için. İkna edemeyeceklerini anladıklarında, onu bahçede bırakarak evi boşaltmaya devam ettiler.

Güneş batmak üzereyken o hala bahçedeydi, eve baktığında sadece kendisinin ve emlakçının kaldığını farketti, emlakçı da anahtarı teslim almak için bekliyordu. Emlakçıya anahtarı daha sonra teslim edeceğini söyleyerek gitmesini istedi.

Evde tek başına kaldığında ise sabahtan beri asıl yapması gereken işi yapmak üzere eve girdi. Adımları onu tavan arasındaki eski eşyaların arasına götürdü, kimse tavan arasına çıkıp orada ne var diye bakmamıştı ve tıpkı büyük annesinin yaşadığı günlerdeki gibiydi tavan arası; tozlu ama hatıralarla dolu.

Büyük annesi çeyiz sandığını tavan arasına kaldırmıştı, içinde gelinliği ve günlükleri vardı. Bir de teneke saksılarıyla birlikte büyük annesinin bir çok fotoğrafı. Saksılar, bahçedeki saksılardı ve büyük annesi neredeyse her yıl onlarda bir fotoğraf çektirmişti. Onları bu kadar değerli kılan neydi, sadece boyamış olması olamazdı. Ve sonra günlüklerini okumaya başladı…

Günlüklerini son gününe kadar yazmıştı, son gün yazdığı günlük ise ona hitap ediyordu:

“Can kızım, saksılarımı çok sevdiğimi biliyorsun ve onlara senden başka kimse benim gibi bakamaz. Fotoğrafları görmüşsündür, onları her sene boyayıp, eskiyenleri değiştirirdim artık bu görev senin. Teneke saksıya mı bakacağım, ne diyorsun sen, dediğini biliyorum. Ama saksılar… Benim, can kızım.”

Saksılar benim dediğine göre içinde bir şey sakladığını düşünerek hızla bahçeye indi ve büyük annesinin en sevdiği çiçek olan beyaz sardunyanın toprağını eşelemeye başladı. Gerçektende saksının dibinde bir şey vardı; bir poşet, içinde de bir anahtar ve mektup. Anahtar evin anahtarıydı, mektup ise bu evin sonsuza kadar bu aile üyelerinde kalmasını istiyordu.

Büyük anne bize ne süprizlerin var diye geçirirken içinden, evin artık satılmasını istemediğini biliyordu.

*Yeni kelime Rengarenk… Belki de bu hikayenin bir devamı olur 🙂

3 thoughts on “Saksı

  1. Geri bildirim: Tilki - elmalıkedi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.