Dakik

Yıllardır dakik olması ve zamanı iyi yönetebilmesiyle övünürdü Ece. Tanıdığı herkes bir yerlere yetişme telaşındayken ya da zamanım yok diye dertlenirken Ece’nin böyle bir sorunu hiç olmamıştı. Hatta geç kalmak nedir, onu bile bilmezdi.

İş olsun, özel hayatı olsun bir yere şu saatte gelirim diyorsa tam zamanında orada olurdu, onun gibi dakik olmayanları ise beklemezdi bile, onun için zaman her şeyden değerliydi.

Hayatı planladığı düzen içinde akıp giderken bir gün, her gün geçtiği sokakta bir antikacı gözüne çarptı; ayarlayabildiği ilk fırsatta dükkanı gezmeyi kafasına koyarak yoluna devam etti. Dükkanın önünden her gün geçiyor, her seferinde gitmeliyim diyordu ama hep erteliyordu. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra hala antikacıya gitmek için kendine zaman yaratmadığını fark etti ve hiç yapmadığı bir şey yaparak, o gün ne kadar planladığı iş varsa hepsini iptal edip dükkanın kapısından içeri girdi.

Dışarıdan baktığından küçük bir dükkan gibi gözüken antikacı, dar uzun, kocaman bir koridor çıktı, kapıdan baktığında dükkanın sonunu göremiyordu. Burada ince uzun bir dükkanın nasıl olacağını bir türlü anlayamadı, dükkanın bulunduğu apartman kare şeklindeydi. Merakına yenik düşerek ve hayranlıkla etrafına bakınarak dükkanın içinde ilerlemeye başladı: dükkanın içinde neredeyse her dönemden bir obje vardı.

Ece hayranlıkla yürümeye devam ederken bir anda önüne üzeri saatlerle dolu bir duvar çıktı. Bir adım önce o duvarın orada olmadığından emindi, duvarın dibinde küçük bir masada ise 18 yaşlarında bir delikanlı saatleri tamir ediyordu.

Dükkanın sonuna nasıl geldiğini anlamaya çalışırken delikanlının ‘Ece Hanım bende sizi bekliyordum’ diyen sesiyle yerinden sıçradı. Dükkana ilk defa gelmişti, bu genç ise ona ismiyle hitap etmişti.

Ece ne olduğunu anlamaya çalışırken delikanlı bugüne kadar hiç kimseyi bekledin mi, diye sordu. Hayır, Ece hiç kimseyi beklememişti, buluşmayı ayarladığı kişiler saatinde orada olmazsa arkasına bile bakmadan çekip giderdi. Eğer zamanında yerinde olamayacak kişi önceden arayıp ona haber vermezse bir daha aramazdı bile, zaman onun için her şeyden değerliydi.

Delikanlı aradığı cevabın bu olmadığını ve soruyu yanlış anladığını söyledi. Ece soruyu doğru anladığını iddia etse de aslında bu bulmacadan hiç bir şey anlamamıştı. Delikanlı soruyu tekrar etti. Ece ise bu sefer sessizlikle yanıt verdi, bir yandan da kendine bu dükkana girmek için planlarını neden iptal ettiğini soruyordu. İçinden sorduğu bu soruya delikanlı tanışma zamanlarının bugün olduğunu söyleyerek cevap verdi.

Ece yavaş yavaş korkmaya başladığını fark etti, bu adam kimdi, onu nereden tanıyordu ama tanışma zamanı dediğine göre tanımıyordu. En iyisinin dükkandan bir an önce çıkmak olduğuna karar vererek arkasını döndü ancak kapısı olmayan bir odanın içinde olduğunu gördü, buraya nasıl gelmişti, kafası iyice karışmıştı.

Delikanlıyla tekrar konuşmak istediğinde ise onun ak saçlı, yaşlı biri olduğunu gördü, kendine oturacak bir yer ararken ak saçlı konuşmaya başladı:

“Korkmana gerek yok Ece Kızım, her şeyden değerli bulduğun zamanın babasıyım ben ve her baba gibi çocuklarımı korumak, onlara yol göstermek benim görevim. Herkesin kendi zamanı vardır Ece Kızım ve her birinizin sahip olduğu o zamanların babası benim. Senin sahip olduğun zamanın adı Dakik, Ece Kızım. Ve Dakik, bildiğin gibi her şeyin vaktinde olmasını ister. Ama Ece Kızım, fark ettim ki bizim Dakik senin hayattan tat almanı engelliyor, gün geçtikçe senin yalnız olmana sebep oluyor. Ece Kızım, vaktinde seninle görüşmeye gelemeyenleri hiç arayıp sormuyorsun belki onlar seninle görüşmeyi her şeyden çok istiyordu. Dükkana geldiğindeki delikanlıyı hatırlıyor musun Ece Kızım?

Unuttun mu yoksa, o senin ilk erkek arkadaşın olacaktı, otobüsü kaçırdığı için seninle buluşmaya gelemedi ve sen onun aramalarına cevap vermedin, özür dilemesine bile izin vermedin ve hep 18 yaşında kaldı. Merak etme ona bir şey olmadı hayatına devam etti ama senin hafızanda 18 yaşında kaldı ve burada seni o karşılamak istedi ve sen tanımadın bile. İnsanlara değer vermekten o kadar çok korkuyorsun ki Ece Kızım dakik olmazlarsa onların hayatından çıkarıyorsun; bu delikanlı da onlardan biriydi. Ece Kızım, bugün tüm görüşmelerini iptal ettin farkında mısın ve onları arayıp gelemeyeceğini bile kendin söylemedin. Sana yapılmasını kızdığın şeyi yaptın. Sence onlar seni arayıp neden gelemediğini soracaklar mı? Bizim Dakik’in kulaklarını çekelim artık kızım, zaman her şey değildir, hayatta zamandan çok daha önemli şeyler vardır.”

Ece kulaklarına inanamıyordu, zaman nasıl her şey olmazdı. Zamandan daha değerli ne olabilirdi ki hayatında. Zaman Baba’ya haksız olduğunu söylemek için ağzını açtığında sesinin çıkmadığını farketti, hiç bir şey söyleyemiyordu ama Dakik zamanını savunabilmeliydi, şu ana kadar ne yaptıysa hep Dakik sayesinde olmuştu.

O anda ter içinde uyandı, ve saatin öğlen bir olduğunu gördü. Evinde, yatağındaydı ve sabah olan tüm toplantılarını, buluşmalarını kaçırmıştı. Telefonunda neden gelemediğini soran tek bir mesaj bile yoktu, onu kimse merak etmememiş miydi? Peki, o kadar gerçekçi olan antikacı, Zaman Baba sadece rüya mıydı?

**Evet beşinci kelimem ve hikayem bitti. Yeni kelime: Eksiklik

2 thoughts on “Dakik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir