Gül

Ayrılığımızın kırkbeşinci günü, beni bırakıp gitmeseydi, birlikteliğimizin beşinci yılını kutluyor olacaktık bugün. Alışamadım yalnızlığa; hala sol yanım onu arıyor, hala kahvemi içerken ona da bir fincan koyuyorum, hala diş fırçası banyoda duruyor. ‘Bitti artık’ dediğinde evdeki tüm eşyalarını topladı, bir tek banyodaki diş fırçası kaldı bana, bir de evin her köşesinde bize ait anılar… Acaba […]

Cansız

Sepete giremeyen elmalar gibi hissediyordu kendini; cansız, çürümüş, kendisi gibi olanlarla yerde, kaderine terk edilmiş. Aslında her şey, sepetteki elma olmak istemesiyle başlamıştı. O da herkes gibi en iyisi olmak için yarışmıştı, en iyi okullar, en prestijli iş, en güzel ev, en iyi aile… Tüm en iyiler onun olmuştu kısacık yaşamında, sadece en mutlu olan […]

Tekne

Gözlerimi açtığımda, şişelerin içlerine yerleştirilen teknelerle dolu bir odadaydım. Maket teknelerden odanın kapısı görülmüyordu. Nerede olduğumu, buraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Sabah uyandığımda gün, her zamanki gibi başlamıştı; kahvemi içip yürüyüşümü yapmış ve işe gitmek için evden çıkmıştım. Tüm gün yine olağan işlerle geçmişti, işten çıkıp arabama binmek üzereyken yoldan geçen bir evsize gözüm takılmıştı, ona […]

Mum

mum

Şehrin göbeğinde elektriksiz bir yaşam, sanki ütopya gibi geliyor insana… Onların hikayesi de böyle bir ütopyada başladı işte… Yeliz akşam evde ne yemek pişireceğini düşünerek apartmana giriyordu ki bir anda elektrikler kesildi, cep telefonun ışığıyla onuncu kattaki dairesine geldiğinde arkasından özür dileyen sesle yerinden zıpladı, bir anda kendini korku filminde gibi hissetti. Neyseki sadece karşı […]

Sıçrama

Yazdan kalma bir sabaha uyandım bugün, sonbaharın sarı renkleri üzerinden güneş parlıyordu. Uçmak için bundan daha güzel bir gün olamazdı. Keyifle kahvaltımı yapıp uçuş için hazırlandım. Tek başıma gitmek istemiyordum, benim gibi uçmayı seven Meltem’i aradım ve iki saat içinde hazırdık. Suların keyifle taşlardan sıçradığı deniz kenarından havalanmaya karar verdik, uçurumdan aşağıya doğru bakınca denizi […]

Kalem

Odanın kapısı aralıktı, içeriden hiç ses gelmiyordu. Elif, aralıktan başını uzatarak içeriyi görmeye çalışırken sert bir şeye bastı, gözlerini ayaklarına çevirdiğinde odanın kapısından dışarıya doğru saçılmış onlarca kalem gördü. Mert, yazmayı sevmezdi ama kalemlere tutkundu, her boyut ve renkte kalemi vardı. Kalemleri onun hazinesi gibiydi, her gün özenle tek tek düzenlerdi. Tüm o kalemlerin şimdi […]

Rengarenk

Şehir karmaşasından kaçıp sahil kasabasında bir eve yerleşmek, herkes gibi Mercan’ın da hayallerinden biri olmuştu, üstelik o, bir sahil kasabasında doğmuş, okumak ve para kazanabilmek için İstanbul’a gelmişti. Mercan, kimsenin ayak basmadığı sessiz koydaki evde dünyaya gözlerini açtığında mevsim bahardı, tüm bahçe rengarenk çiçeklerle doluydu, çiçeklerde ise keyifle gezinen arılar, kuşlar, böcekler…Çocukken en yakın arkadaşları […]

Saksı

Yıllardır uğramadığı, çocukluğunun geçtiği ev, bugün satışa çıkarılıyordu. Kimse gelmeden eve gidip son bir kez bakmak için sabah erkenden yola çıktı. Evin boyalarının döküldüğünü ve pencere tahtalarının eskidiğini dışarıdan gördüğünde içeri girmekte tereddüt etse de çok sevdiği tahta oymalı kapıya adım adım yaklaştı. Evin etrafı neredeyse bir insan boyu duvarla çevriliydi, o çok sevdiği kapı […]

Tilki

Madam Flore, her sabah evinin önünde oturur, yoldan geçen herkese günaydın derdi. Beline kadar inen kıvırcık bembeyaz saçlarına her sabah özenle şekil verir, en güzel kıyafetlerini giyerek otururdu kapısının önündeki bankta. Küçük sehpasında ise bir fincan kahvesi ve kruvasanı eksik olmazdı. Kruvasanları evininin hemen yanındaki fırından alırdı, fırının ilk müşterisi daima Madam Flore olurdu. Evinin […]