Ve 2016’nın son raporu: Aralık Ayı Kitapları

2 aydır ay sonlarında okuduğum kitapları yazıyorum. 2016’ya girerken kendime her hafta 1 kitap okuyacağım diye hedef koymuştum, sonra bu hedefimi ayda 4  kitap okumak olarak revize ettim. Kimi aylar hedefimi geçerken kimi aylar geride kalarak 51 adet kitabı okudum, bitirdim, anladım ve kimisini tekrar okumak istiyorum.

2017’ye girerken ise kendime herhangi bir sayısal hedef koymamaya karar verdim. Çünkü önümde ulaşmak istediğim bir hedef olunca bazı kitapları sırf okumuş olmak için okuduğumu fark ettim. Sadece keyfine vararak ve sindirerek okumayı düşünüyorum, kendi kendimle yarışmanın bir anlamı yok. Ay sonlarında yine neler okuduğumu paylaşmayı planlıyorum, bu sayede bende kendime arşiv yapmış oluyorum. Hadi gelin bakalım Aralık ayında neler okumuşum?

İlk kitabım, Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda; bu kitabı çok uzun süredir okumak istiyordum ama bir türlü başlayamamıştım. Kitap, tek cümle ile neden kadınların erkekler kadar iyi bir kurmaca yazarı çıkartmadığına dair bir araştırmaya cevap veriyor, aslında çok daha fazlasını anlatıyor. Açıkçası bu kitabın kısa bir paragrafla geçiştirilmemesi gerektiğini düşünüyorum ve aynı zamanda bu kitap hakkında uzun bir yazı yazmaya cesaretim yok.  Sadece şunu söyleyebilirim ki Woolf’un yazdığı birçok satır hala bence geçerliliğini koruyor o yüzden bu kitabı okumadıysanız, mutlaka okuyun. 2017 yılında kendinize bir okunacak kitaplar listesi yapıyorsanız Virginia Woolf’u da eklemeyi unutmayın.

Ayın ikinci kitabı Paulo Coelho’nun Casus kitabı oldu. Kitap, 20. yüzyılın başlarında casuslukla suçlanan Mata Hari’nin avukatına yazmış olduğu mektuplardan kurgulanmış. Paule Coelho, sevdiğim yazarlardandır o yüzden kitaplarını okumayı severim. Geçen sene çıkan kitabı Aldatmak çok fazla hoşuma gitmemişti ve zor okumuştum, Casus’un da öyle olmasından korktum önce almak istemedim. Ancak başlayınca tek solukta okuduğum kitaplardan biri oldu ve bir önceki kitabını acaba yanlış zamanda mı okudum diye düşünmeye başladım. Casus’un akıcı dili rahat okumanızı sağlarken, hikayesi merak uyandırıyor. Sonunu zaten biliyorsunuz hikayenin, Mata Hari idam ediliyor; kitapta idama gidişiyle başlıyor ama olaylar nasıl idamla sonuçlanıyor merak ediyorsunuz. Keyifli bir kitap okumak isterseniz tavsiye ederim.

Üçüncü kitabım ise yıllar önce almış olduğum ama okumak için doğru zamanı bulamadığım Mina Urgan’ın Bir Dinazorun Anıları… Kitabın ilk bölümünü okurken gerçekten kitabı yaşlı birinin yazdığını anlıyorsunuz, sanki karşınızda Mina teyze oturuyor ve size hayatını anlatıyormuş gibi hissediyorsunuz. İlk bölümde kitabın diline alıştıktan sonra ise Mina Hanım’ın hayatını tek solukta okuyorsunuz. 1915 yılında doğan ve 2002 yılında vefat eden yazarın anılarının bazı bölümleri size o kadar tanıdık geliyor ki, tarih tekerrürden ibarettir sözü bir kez daha kanıtlanıyor. Okullarımızda tarih derslerinde ilk çağdan Osmanlı Dönemi’nin sonuna kadar her detay defalarca anlatılır ama yakın tarihimiz detaylı anlatılmaz. İşte Mina Hanım’ın anıları o anlatılmayan yakın tarihimize farklı bir gözden ışık tutuyor, tabi yazarın hayatına dahil olan kişilerde ayrı bir zevk veriyor okurken… Sonlarına doğru biraz parti propagandası olsa da ve anlattıkları kendini tekrara girmiş olsa da yakın tarihimizi yaşanılanlarla farklı bir açıdan görmek isterseniz, bence Bir Dinazorun Anıları’nı okuyun.

Okuduğum dördüncü kitap ise, Filiz Otay Demir editörlüğünde yazılmış olan Sade/ce oldu. Evet isimden de anlaşılacağı gibi yine sade yaşam üzerine yazılmış olan bu kitapta farklı kişilerin kaleme aldığı tüketim üzerine denemelerden oluşuyor. Kapitalizmden tutun da, gıda sektörüne ve hatta dini görüşlere kadar durumun gelişimi akademik bir dille anlatılıyor. Açıkçası keyif alarak okuduğum bir kitap olmadı ama neden insanların sadeleşmeye yöneldiğini kavramak açısından faydalı oldu diyebilirim. Bu kitap bir nasıl sadeleşirim kitabı değil, daha çok nasıl bu hale geldik kitabı aslında. Benim gibi sadeleşme hakkında okuyabildiğim her şeyi okumak istiyorum derseniz, kitabı tavsiye ederim. Ancak ilgi alanınızda yoksa bu kitaptan uzak durun derim, akademik dili gerçekten insanı okurken yoruyor. Kitapta toplam 13 adet makale var ve şahsen bu makalelerin yalnızca 2 tanesini okurken keyif aldım.

Aralık ayını, okuma hedefimi tamamlayarak bitirdim.  Okuduklarım arasında gerçekten keyif alarak okuduğum ise Paulo Coelho’nun Casus kitabı oldu, evet diğer kitaplardan da keyif aldım ama birinciliği Casus’a veriyorum.

Kitapla kalın, mutlu kalın… İyi okumalar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.