Mart Kitapları

Zaman nasılda hızlı geçiyor değil mi? Daha sanki yeni paylaşmıştım Aralık kitaplarımı, yeni yıldan 3 ayı geçirip ilk çeyreğini bitirmişiz bile.

Mart ayına benim için farklı bir kitapla başladım; Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Elizabeth Farrelly’nin yazmış olduğu Mutluluğun Sakıncaları… Kitabı tam kasada ödeme yaparken gördüm ve arka kapağını okuyarak almaya karar verdim. Arka kapaktan doyumsuz tüketim toplumu ile ilgili denemeler okuyacağımı tahmin etmiştim ama kitabın hoşuma gideceğini düşünmemiştim.  Açıkçası çok fazla deneme türü kitapları sevmiyorum ve elimde resmen sürünüyorlar, çok zor okuyorum. Ancak bu kitap başladığı gibi bitti. Ve kitabı okuduğum süre boyunca akıllı telefonum baş yardımcım oldu; denemeler içerisinde yazarın verdiği örneklerin çoğunu bilmediğimi gördüm. Bazı yazılarında bir tabloya gönderme yaparken bazılarında bir mimarın yaptığı projeyi örnek gösterebiliyor ya da bir filme, bir sanatçıya gönderme yapabiliyor. Yenidünyanın farklı isimlerini öğrenmek için bile okunabilir bu kitap.

Ayın ikinci kitabı, kitaplığımda tekrar okunmak için bekleyen Mitch Bloom’un kaleminden Zamanı Anlamak oldu. Zamanı ölçümlemeden günümüzü nasıl planlayabileceğimizi öğrenemediğimiz günümüzde, zaman hakkında biraz daha düşünmeye sizi teşvik eden ve rahatlıkla okunan bu kitabı geçtiğimiz haftalarda uzun uzun anlatmıştım, kitaptan altını çizdiklerim ile; keyifli bir kitap olmuştu benim için.

Üçüncü kitabım, kitapçıda gezerken hiç aklımda yokken karşıma çıkan Asu Mansur’un Şaman Gözü kitabı oldu. Daha önce Şamanizm ile ilgili herhangi bir kaynak okumamıştım ve bu kitapla şaman kültürüne dair birçok şey öğrendim.  Okurken vay canına bu gelenek şaman kültürüne mi dayanıyormuş dediğim çok yer oldu. Bu kültür hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız okumanızı tavsiye ederim.

Okuma alışkanlıklarım dışında bir kitaptan sonra biraz rahatlamak için en sevdiğim yazar olan Paul Auster’dan bir kitap okumaya karar verdim, ama bu sefer yazarın kitabını okuyunca hiç de memnun kalmadım. Yazarın birçok kitabını okudum bugüne kadar ve hepsini de bitirdiğimde tadı damağımda kaldı, Yazı Odasında Yolculuklar kitabını okuyuncaya kadar. Yazarın sevmediğim ilk kitabı oldu diyebilirim, zaten başıyla sonu aynı kitabın. Büyük bir hevesle son satırına kadar keyif almayı bekledim ama ne yazık ki umduğumu bulamadım. Kitabın kahramanı Bay Boş, bir masa, bir sandalye ve bir yatak bulunan bir odada uyanıyor ve kendisine dair hafızası silik. Odaya girip çıkanları tanımıyor, nerede olduğunu, kapının kilitli olup olmadığını bile bilmiyor. Arada kimin yazdığını bilmediğimiz birkaç sayfalık doküman okuyor ve 24 saati kamerayla izleniyor. Bir blogda bu roman için tuhaf tanımlaması yapılmıştı, gerçekten de yazarın okuduğum en tuhaf romanı oldu. yine de böyle farklı bir kurgu için bile okunabilir sanırım.

Paul Auster’ı ve diğer kitapları okurken yaklaşık 2 aydır başucu kitabım Mark Williams’ın yazmış olduğu Farkındalık kitabını sonunda bitirebildim. Kitabı büyük bir hevesle almıştım, kitap 8 haftalık farkındalık meditasyonunun nasıl yapıldığını anlatıyor, uygulamalı anlatımı olan bir CD’de hediyesiydi. Amacım kitabı okuyup, meditasyonları da yapmayı denemekti ama ne yazık ki sadece okuma kısmını yapabildim. meditasyonu yapabilmek için olması gereken sessizliği yakalamak için uykumdan fedakarlık gerekiyordu ki uykumu feda edemedim. Kitaba gelirsek, hayatın farkında olarak yaşarsak daha mutlu olacağımızı savunuyorlar ve bunu meditasyonu yapan kişilerin hayatlarından örneklerle destekliyorlar. Ve kitapta 8 haftalık meditasyonu nasıl yapacağınız hafta hafta anlatılıyor. Zamanım var ve farkındalık meditasyonunu denemek istiyorum derseniz okumanızı tavsiye ederim.

Ve ayın son kitabı da benim için farklı ve öğretici bir kitap oldu. Kitapçıda dolaşırken şans eseri gözüme çarptı Acemi Yoginin El Kitabı, acaba nedir bu diye elime aldım ve önsözü okuduktan sonra kendimi kasada buldum. Kitap almaya hızlı karar verdim ama okumaya başlamak için biraz zaman gerekti sanırım. Daha önce hiç aklımda yoktu yoga ile ilgili bir şeyler okumak ya da yoga yapmak (hala yoga yapmıyorum şimdilik araştırıyorum, öğreniyorum), kuzenim yogaya başlamış, elvan tam senlik diyordu ama zamanım yok diyordum. Acemi Yoginin El Kitabı da kitaplığımda okunacaklar arasında bekliyordu, madem benlikmiş acaba neymiş bu yoga diyerek okumaya başladım kitabı ve 2 gün gibi kısa bir sürede bitti. Kitabın bir bölümünde “Spiritüel anlamda hazırsanız, mutlaka kendinizi bir yoga kursuna bakınırken veya internette konu ile ilgili araştırmalar yaparken bulacaksınız. Yogaya başlamanın zamanı gelmiş ve evren gerekli lojistik ayarlamaları yapmaya başlamıştır bile.” diyor. İşin ilginci gerçekten de kitabı okurken Karşıyaka’da gidebileceğim nereleri var diye araştırmaya başladım. Bakalım zaman ne gösterecek yoga konusunda 🙂 Elvan bir paragraf yazdın ama kitap ile ilgili tek kelime yazmadın diyorsunuz, haklısınız. Kitap gerçekten yoga hakkında hiç bir şey bilmeyenlerin anlayabileceği kadar sade bir dille yazılmış yoga kitabı. Yoga nedir ne değildir diye mizahi bir dille anlatıyor Esra Karaosmanoğlu. Yogaya başlamak gibi bir niyetiniz olmasa bile genel kültür olsun, okuyun bence bu kitabı, keyif alırsınız.

Mart ayında okuduğum kitapları keyifle okudum diyebilirim, bence sizde okumalısınız diyeceğim kitaplar ise Zamanı Anlamak ve Acemi Yoginin El Kitabı oldu. Nisan ayında da keyifli kitaplar okumak umuduyla, kitapla kalın, mutlu kalın… İyi okumalar…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir