Lüksemburg’da Bir Ay

Yeni bir evde, yeni bir ülkede, bambaşka insanlarla bir ay bitmiş bile… Biraz oradan biraz buradan Lüksemburg’da geçen bir ayımı anlatmaya geldim, hazırsanız kahvenizi alıp başlayabiliriz:

Türk Hava yollarının İstanbul uçağının iptal olması ile 1 gün rötarlı, uykusuz ve havaalanından çıkarken havaalanı polisinin el çantamı, kabin bagajımı tamamen boşalttırması eşliğinde Lüksemburg’a adım attım. 2 kocaman valiz, 2 kabin bagajı ve neredeyse ağzına kadar dolu el çantam ile polisin dikkatini çektim sanırım ve uykusuzluğun verdiği tipim de büyük olasılıkla bonusu olmuştu, dikkat çekmenin. Kontrolde didik didik aranmanın ve o telaş içinde açılmamış yepyeni lenslerimi kaybetmemle tüm negatifliğimi üzerime almıştım ki eşimi gördüğüm an hepsi gitti.

Evimize vardığımızda ise daha kapıdan girer girmez içim ısındı, kendimi bir anda eve ait hissettim. İlk günün yorgunluğu üzerimizden biraz attıktan sonra ise ilk iş olarak eşim yaşadığımız mahalleyi gezdirdi bize. İntagramda bir kaç kez paylaştığım park, market ve okul gibi genel yerleri gördükten sonra evde dinlenmeye devam ettik.

Sonraki ilk 2 iş günü olmamız gereken kayıtlar ve gitmemiz gereken resmi makamlar arasında hızlı bir şekilde geçti gitti. Eşim işe, oğlum okula başladıktan sonra ise benim evde temizlik maratonum başladı. Psikopat gibi evin her yerini temizledim, o temizlik olmasa sanki yaşam devam etmeyecekmiş gibi her detay temizlendi. Ve inanır mısınız, sadece 3 günde bitti.

Geldiğimizden beri her hafta sonumuzun bir gününü zorunlu olarak alışveriş merkezleri ya da marketlerde geçirdik. Evin temel eksiklikleri, yiyecek alışverişi hep cumartesiler olmak zorunda, çünkü pazar günü açık market bulmanız neredeyse imkansız. Henüz nerede hangi market ya da alışveriş merkezi var tam bilmediğimden hafta içi tek başıma ufak tefek ihtiyaçlar hariç alışverişe çıkmadım. Ama bundan sonra sanırım, bu tür alışverişleri hafta içi halledebilirim. Pazar günlerimizde genelde oğlumun gönlünü yapmak ve hava almak için park keşifleri ile geçti. Hafta içi oğlumun okulda olduğu saatlerde ise kendim mahalleyi keşfettim.

Eve yakın parkımız…

Lüksemburg’a geldiğimizden beri sevmediğim tek şey ise neredeyse her gün bulutlu havaya uyanmak oldu. Kendini bol bol naza çeken ve bulutların arkasına saklanan güneşi çok özledim. Havayı güneşli gördüğüm anlarda ise hep kendimi dışarı attım, hiç bir yere gidemesem evin yakınındaki parka gidip yürüyüş yaptım.

Henüz Lüksemburg’u bir turist olarak gezemedim, sadece bir gün merkezinde turladık o kadar. Gezdikçe, gördüğüm yerleri burada sizlerle paylaşmak istiyorum ama ne zaman turist olurum şehirde bilmiyorum.

Genel olarak şehir nasıl derseniz; çok sakin ve stressiz. Trafik kurallarına uymaları ile daha bir kere bile korno sesi duymadım. İnsanlar birbirlerine hem trafikte hem de yaşam alanlarında saygılı, güler yüzlü. İnsanların birbirine güveni tavan yapmış, örneğin otobüslerde kentkart tarzı kart kullanıyorsunuz. Türkiye’den farkı ise otobüse binerken kart göstereceğiniz bir alan yok, sadece ilk yükleme yaptığınızda aktifleştirmek için okutmanız gerekiyor o kadar. Arada bilet kontrolü yapan görevliler otobüse binip kartınızı soruyormuş ama bir aydır hiç denk gelmedim, belki de genelde kısa mesafede kullandığım içindir. İnsanların biletsiz bineceklerini düşünmüyorlar bile sanki. Ve cumartesi günleri de tüm otobüsler ücretsiz. Olur da şehre turist olarak gelirseniz, cumartesi günleri rahatlıkla otobüse binebilirsiniz.

Şehirde sevdiğim bir noktada, belediyenin aylık olarak ev adresinize gönderdiği şehir rehberleri oldu. Rehber, İngilizce ve Fransızca olarak basılmış, şehirde o ay sosyal ve kültürel olarak ne var hepsi yazıyor. Ailece yapabileceğiniz aktivitelerden bireysel olarak gezebileceğiniz sergilere kadar ay içinde ne var ne yok hepsi ajanda şeklinde yer alıyor. Ayrıca ülke ile ilgili bilgileri de okuyabiliyorsunuz, yarışmalar, resmi dairelerde çalışanların yaptıklarına kadar. Ülkeye adaptasyon içinde çok yararlı bence bu dergi. Adaptasyon demişken, ülkeye girişiniz ile belediyeye kayıt olduktan sonra, belediye size kocaman bir kitap veriyor. İçinde ülkede dikkat etmeniz gereken her şey yazıyor, birini ilk kez ziyarete giderken ne hediye edebileceğinize kadar. O kitabı da okuyup, ilginç noktaları burada paylaşmak niyetim.

İşte böyle sevgili okur, Lüksemburg’da bir ayı bitirdik… Gelecek ayların sonunda bu tarz yazar mıyım bilmiyorum ama yeni şeyler keşfettikçe yazacağıma emin olabilirsiniz 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.