En Kısa Yaz

Çocukluğumda yazların çok hızlı geçtiğini hatırlıyorum, bir anda yaz tatili bitmiş ve kendimizi okulda buluyorduk. Bu sene ise benim için gerçek anlamda en kısa yaz oldu.

Göç ettikten sonra alıştığım ve yerine yenilerini ekleme şansım olmayan bir çok şeyi özleyeceğimi biliyordum ama en çok denizi özleyeceğimi düşünmemiştim. İzmir’den ilk ayrılışımın neredeyse İzmir kadar olan, etrafında hiç deniz olmayan bir ülkeye olması da ironik tabi. Yaz tatiline günler sayarken 3 haftalık tatilimizin nasıl bittiğini anlamadan, üzerinden bir hafta geçti bile.

İzmir’de yaşarken gidecek yer bulamazsak Foça’ya gider, deniz kenarında yürüyüşümüzü yapar, eve geri dönerdik. Burada evimize 15 dakikalık mesafede olan orman ve içindeki küçük gölcük nedense aynı hissi veremiyor, iyot kokusunu özlüyorum sanırım. Aslında bahar aylarında yakın mesafede orman olmasının keyfi bir başka, yeşilin her tonunu görmek, havasını içine çekmek iyi ki dedirtiyor insana. Bu kadar yeşili bol olan ülkenin yanında bir de deniz olsaydı benim için tadından yenmez bir lezzet olurdu ama her şeyin dört dörtlük olamayacağını hepimiz biliyoruz.

Geldiğimizden beri yüzünü göstermeyen güneş ve fırtına uyarıları derken 40 derecelik yaz sıcağından bir anda sonbaharda bulduk kendimizi. Güneşin verdiği enerjiye doyamadan bulutlarla karşılaşmak şimdi İzmir’de olmak vardı dedirtse de insanın evi gibisi yok, diyorum geldiğim günden beri. Fark ettiğim bir şey daha var ki İzmir çocuğu olarak yaz, sıcakla eş anlamlıymış, sanırım o yüzden en kısa yaz oldu benim için.

En kısa yaza veda ederken, hoş geldin sonbahar…

Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.