BİR KEDİ GÖRDÜM SANKİ…

Uzun yıllar önce sessiz sakin bir kasabanın garında doğmuştum. Bu büyük ve karmaşık gara ise küçük bir kız sayesinde geldim.

Küçük kız ve ailesi kasabadan şehre gelmek üzere bilet alıyorlardı. Bende onların yakınında kuyruğumu yakalamaya çalışıyordum ki birden kendimi küçük kızın kucağında buldum. Küçük kız, annesine “O da bizimle gelsin” diyerek ağlıyordu. Annesi gözyaşlarına dayanamadı izin verdi gelmeme, ama bana “Gelmek ister misin” diye sormak hiç aklına gelmedi.  Annem arkamdan “Gitme” diye miyavladı, bende gitmek istemiyordum ancak artık trendeydim.

Trenden indiğimizde bu büyük gardaydık. Her yerde insan vardı, kimisi ağlıyor, kimisi gülüyordu. Küçük kız da benim gibi merakla etrafına bakınıyordu. Kalabalıktan korkmuş olacak ki kucağında beni iyice sıkmaya başladı. Nefes alamayınca onu tırmalamak zorunda kaldım. Ağlamaya başladı, canı yandı biliyorum ama benim de canım yanmıştı. Annesi “Yaramaz kedi, git çabuk buradan” diyerek beni kalabalığın içinde bıraktı ve ailece yanımdan uzaklaştılar.

Ne olduğunu anlayamadan birisi kuyruğuma bastı. Yine canım yanmıştı, ama bu sefer kimseyi tırmaladım ve boş gördüğüm bir kutunun içine sakladım. Orada karnım guruldamaya başlayıncaya kadar kaldım, sonra yemek aramak üzere kutudan çıktım. Etraf sakinleşmişti, o insan kalabalığı nereye gitmişti acaba?

Uzaktan bizim kasabada beni besleyen Tonton Amca’ya benzer bir kıyafeti olan uzun boylu biri geliyordu. Onu Tonton Amca zannedip hemen yanına koşturdum, o değilmiş, öğrendim ki bu büyük garın şefiymiş.

Beni görünce kucağına aldı ve “Seni küçük yaramaz, sen buraya nasıl geldin? Burası kedilere göre bir yer değil” diyerek başımı okşadı. İyi birine benziyordu bende ona mırıldanıp, biraz kendimi sevdirdim. Böyle yapınca kasabada bana yemek veriyorlardı. Yanılmamıştım, buranın şefi de beni odasına götürüp karnımı doyurmaya başladı.

Ben karnımı doyururken konuşmaya başladı:

“Bak küçük kedi, buraya kedilerin girmesi tehlikeli, raylara düşüp trenin altında kalabilirsin. Nasıl geldin bilmiyorum ama çok korkmuş gözüküyorsun. O yüzden seni dışarı atmayacağım, sana bakacak birini buluncaya kadar burada benimle kalırsın. Benim adım Şefik, sana da bir isim bulalım”

“Bana annem, Siyami der” dedim ve o anda şef  “Sanırım deliriyorum kedicik, biraz önce bana adının Siyami olduğunu söylediğini duydum” dedi. Şefik kadar bende şaşırmıştım, ilk defa bir insan beni duyabiliyordu. Ona doğru duyduğunu söylediğimde iyice şaşırdı ve beni odasında bırakıp çıktı.

Uzun süre gelmeyince, Şefik beni bırakıp gidecek diye bütün gece uyuyamadım. Güneş doğarken uyandığımda hala yoktu, acaba konuştuğumu öğrenince benden korktu da gelmeyecek mi diye düşünürken kapı açıldı: “Günaydın kedicik, dün çok yorgundum sanırım senin konuştuğunu düşündüm” dedi. Tekrar gideceğinden korktuğumdan çekinerek de olsa tekrar “Benim adım Siyami” dedim. Beni gerçekten duymuştu ve ben bir insanla arkadaş olma fırsatını kaçırmak istemiyordum. Gözleri açıldı, kaşları yukarı kalktı Şefik’in. “Demek ki gerçekten delirdim, birisine anlatsam inanmaz bana, yine de senin gitmene izin vermeyeceğim Siyami ama seni evime götüremem eşimin kedi alerjisi var. Sen bu odada uyursun, gündüz de kimseyi rahatsız etmeden garda dolaşırsın, yalnız raylara inmek yasak” dedi.  Benden daha mutlusu yoktu, Şefik beni bırakmamıştı ve beni duyan bir insanla birlikte olacaktım.

Şaşkınlığın üzerinden atması uzun sürmedi Şefik’in,  her soruma sabırla cevap verdi. Birbirimize alıştıkça, çevrede insanlar varken beni duymazdan gelmeye başladı. Monolog şeklini alan konuşmalarımızdan sıkılmıştım. Bende gara gelip giden insanları izlemeye başladım. Şimdi onların hikayelerini biriktiriyorum kendime; ayrılıklar, kavuşmalar, vazgeçişler, cesaretler ne isterseniz var burada. İnsanların bekleyiş şekillerinden hikayeleri tahmin etme oyunu oynuyorum kendimce. Sonra da yanlarına gidip, biraz sırnaştığımda başlıyorlar bana hikayelerini anlatmaya.

Geçen gün şu saatin altındaki bankta genç bir çocuk oturuyordu. Bir kolundaki saate, bir telefondakine, bir de garın saatine bakıp duruyordu ve çok heyecanlıydı. Belli ki sevdiği birini bekliyordu. Yanına gittim, bacaklarına sürtünmeye başladım. Bana baktı ve “Hey, pisicik sen de nereden çıktın? Gel, biraz seni seveyim” diyerek kucağına aldı. Beni severken de anlatmaya başladı, beklediği kişi kız kardeşiymiş. Burada üniversite kazanmış, okumaya geliyormuş.  Bana anlatırken kız kardeşi geldi, beni unuttu, kucaklaştılar, gittiler.

Ertesi gün, bebeğiyle bir bayan geldi bekleme salonuna. Üzgündü, uzaklara bakıyordu, saati hiç umursamıyordu. Gelen giden trenleri bile takip etmiyordu. Gitmek istemiyordu, her halinden belliydi. Onun da bacaklarına sürtündüm. Önce beni kovaladı, “Bebeğim var” dedi. Bende söz dinledim, arkamı döndüm gidiyordum ki “Hadi gel, pisicik senin ne suçun var” dedi ve aldı beni kucağına. İlk defa biri bana hikayesini anlatmadı. Beni seviyordu, karnımı kaşıyordu ama hiçbir şey anlatmıyordu.

Şefik beni duyuyordu ya, bu bayan niye duymasın ki dedim kendime. Çok merak etmiştim hikayesini, ilk defa çabalarım işe yaramıyordu. Anlatsa gitmek istemediğini fark edecek, belki bir şeyler değişebilecekti. Dayanamadım “Benim adım Siyami, seninle konuşabilirim” dedim. Duymadı beni ama bebek duydu: “Anne kedi konuştu, Siyam adı” dedi en sevimli konuşmasıyla. Kadın şaşırdı bir bebeğe bir bana baktı, “Evet annecim, o, bir Siyam kedisi ama sen bunu bilemezsin ki” dedi. Bende şaşırdım, siyam kedisi neydi ki?

Kadının dalgınlığı bir anda geçmişti, Şefik’e gidip birisinin kedisini garda unuttuğunu söyledi ve beni ona verdi. Şefik bizi tanıştırdı, adımın Siyami olduğunu söyledi. Kadın iyice şaşırarak bebeğini aldı ve gelen trenin ismine bile bakmadan binip uzaklaştı. Anlattım aramızda olanları Şefik’e, bebeğin beni duyduğunu söyleyince o da sevindi, ama benim aklım hala nereye gittiklerindeydi.

Bu sefer dalgın olma sırası bendeydi, günlerdir o bebek ve annesinin nereye gittiğini düşünüyordum.  Tam bu sırada birinin kuyruğuma basmasıyla yerimden zıpladım, bu gardaki ilk günümde de birisi kuyruğuma basmamış mıydı? Kafamı kaldırdığımda beni buraya kucağında getiren Küçük Kız’ı gördüm. Bana hemen sarıldı ve “Merhaba pisicik, çok büyümüşsün” dedi. Beni tanımasına şaşırmıştım, bu sefer kuyruğuma bastığı için özür diledi. Kasabadan dedesinin ziyarete geleceğini söyledi, istersem de beni dedesiyle kasabaya geri götürebileceklerini. Sanki getirirken sordu da şimdi soruyor.

Onu duymazlıktan gelip arkamı döndüm, yine kucakladı beni: “Gel pisicik, o zaman için bana kızgınsın biliyorum ama küçüktüm, şimdi istemezsen bir yere gitmezsin, merak etme” dedi. İşte şimdi rahatlamıştım, yanına oturdum. Neler yaptığını anlattı bana, ama dinlemiyordum. Dinlemediğimi fark etti ve durdu “Hadi söyle neye sıkıldın” dedi. Ve sonra beni duyduğunu itiraf etti, o yüzden kasabadan gelirken beni de yanında getirmek istediğini söyledi.

Şimdiye kadar üç kişinin beni duyabildiğini öğrenmiştim, iyi de niye herkes duyamıyordu beni?  O sırada trenden bizim kasabadaki Tonton Amca indi, Küçük Kız sevinçle sarıldı ona. Meğer Tonton Amca’ymış dedesi. Şefik de yanlarına geldi, o da sarıldı Tonton Amca’ya. Hepsi birbirini nasıl tanıyordu?

Küçük Kız anlatmaya başladı:

“Seni buraya gelirken almamı dedem söylemişti, o yüzden kucaklayıp getirmiştim. Senin burada bana arkadaş olacağını söylemişti. Eğer sana bakamazsam seni, en yakın arkadaşı Şefik Amca’ya bırakmamı tembihlemişti. İlk gün trenden indiğimizde beni tırmalayınca annem öyle çok korktu ki seni bırakıp gitmek zorunda kaldık. Sonra Şefik Amca’nın seni bulduğunu öğrendim. Seninle konuşup konuşmadığını bilmiyordum, ancak sana iyi baktığına emindim. Bugün seni görünce de seni kucaklamadan yapamadım.”

Şimdi nasıl tanıştıklarını öğrenmiştim de niye hala beni üç kişinin duyduğunu anlamamıştım. Onu da Tonton Amca açıkladı:

“İçinde kötülük olmayan herkes hayvanları duyar Siyami. Tek sorun her insan hayvanları duyduğunu anlamaz, çoğu iç sesi zanneder duyduklarını. Kimisi de koşuşturmaktan durup dinlemez duyduklarını.”

Tonton Amca doğru söylüyordu, garda çocuklar dışında kimse sakin sakin yürümüyordu. Herkes bir telaş içindeydi, hepsi bir yerlere yetişme derdindeydi. Trenin saatini beklerken bile çevrelerine bakınmak yerine ya kitap okuyorlardı ya telefonları ile meşgul oluyorlardı. Bu durumda hayvanların olduğunu bile fark etmiyorlardı ki konuştuklarını duysunlar. Yalnız çocuklar beni fark ediyor, durup beni seviyorlardı, tam onlara bir şey söyleyecekken anneleri babaları çekiştiriyordu ellerinden. O yüzden fark edemedim beni duyduklarını.

Ertesi hafta, Tonton Amca kasabaya geri dönmek için geldiğinde önce yanıma geldi, “Sende dönmek ister misin Siyami?” dedi. Kalmak istediğimi söyleyince de nedenini sordu bana, anlattım hemen:

“Buradaki insanlar çevresini fark etmiyor Tonton Amca, onların yanına gidip iç sesleri olurum tren beklerken. Belki o zaman yanlış karar vermek zorunda kalmazlar. Hem hala geçen gün gördüğüm anne ile bebekte aklım geri döndüklerini görmek istiyorum” dedim.

Tonton Amca’ya kuyruğumu sallarken başka bir tren yanaştı gara, içinden anne ile bebek indi. Bebek iner inmez bana doğru koşturmaya başladı, “Anne Siyam, eve götürelim” dedi yine en sevimli ses tonuyla. Anne yanıma geldi karnımı kaşıdı “Siyami burada kalıyor, ama istediğin zaman gelip sevebiliriz, teşekkürler Siyami”. Yanlış karar vermemişti anne, tekrar geri gelmişti. Şimdi yeni hikayeler toplamaya gidiyorum… Miyav…

 

 

Küçük bir notum var 🙂

 Bir önceki yazımda yazarlık kursuna başladığımı söylemiştim. Bu hikaye, ilk ders ödevim. Hikayemde hatalar var ne de olsa yeni öğreniyorum.  Bir mekan hikayesi yazmam istendi. Mekan olarak da gar verildi. Mekan hikayesinin özelliği anlatılan yer dışında bir yerde geçmemesiymiş, ama hikayemi garda değil de otobüs terminalinde de anlatabilirdim o yüzden bir mekan hikayesi olmadı. Hikayemin bazı mantıksal hatalarını düzelttim ama yine eksikleri var. Yazdığım kurgu hoşuma gittiği için sizlerle de paylaşıyorum, umarım beğenmişsinizdir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.