Sonbahar Kitapları

books

Arayı yine epey açmışım, yazmayı sevip bloga vakit ayıramamak nasıl bir ironi, değil mi? Belki de birbirinin aynısı monoton günler yazmayı ertelememe sebeptir. O halde küçük bir ısınma turu olsun ve son zamanlarda neler okudum anlatayım 🙂 

Hadi kahveleriniz hazırsa başlıyoruz:

Sihirli Şeker Dükkanı

Babil’den sonra daha rahat bir kitap okumak istediğimden elim hemen bu kitaba gitti. Japon popüler edebiyatının sakin sularına yelken açtım. Yazar sanki  “biraz mistik, biraz sihir olsun ama kişisel gelişime dair aforizmalar da içersin” demiş gibi. Zaten adından anlaşılacağı üzere olay örgüsü Sihirli Bir Şeker Dükkanı’nda başlıyor.

Kitap altı hikayeden oluşuyor. Açıkçası hilayelerin bir yerlerde birleşmesini beklemiştim ama her biri bağımsız şekilde de okunabilir. Kitap beni çok tatmin etmedi; sanki yazar “nasıl olsa bu tür çok satıyor, bu kitap da arada kaynar ve okuyan olur” diye düşünmüş. Olay örgüsü, karakterle çok havada kalmış bana göre. Dili sade, anlatımı basit ama bir bütüne ulaşamamış gibi, ne yazık ki tavsiye edebileceğim bir kitap değildi.

Görünmeyen Koleksiyon&Geç Ödenen Borç

Kısacık, bir kaç saatte bitebilecek, tadı damağınızda kalan bir Stefan Zweig öykü kitabı. Kitap iki hikayeden oluşuyor, üzerine söylenecek fazla söz yok. Büyük usta, iki kısa öyküyle bile sizi olduğunuz yerden alıp götürüyor. Okumadıysanız mutlaka şans verin derim.

Yaşamak

Birkaç yıl önce okumuştum aslında bu kitabı. Yaz tatilinde yazarın iki kitabını daha aldım. Tam onlardan birini okumak için elimi uzatmıştım ki hemen yanlarında duran bu kitabı tekrar okumak istedim.  

Kitabın başından sonunu biliyor olmam, kitaptan aldığım keyfi hiç etkilemedi ve yine “iyi ki okumuşum” dedim.

Kitabın konusuna gelirsek, aile servetini kumarda kaybeden Fugui’nin hayatını okuyoruz en yalın haliyle. Kayıpları, kayıplarla başa çıkışı, süprizleri, acıları ve sevinçleri var kitabın her sayfasında. Yazarın sade anlatımı ise bambaşka bir keyif veriyor insana.

Okurken Çin’in tarihi hakkında da bilgi ediyorsunuz. Fugui’nin hayatında ise hem hüzünleniyor hem umutlanıyorsunuz. Yaşamı okuyorsunuz “Yaşamak” kitabı ile. Bu arada kitap Çin’de yasaklanmış. Kitabın filmi çekilmiş ve Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül almış, ancak filmi de Çin’de yasaklanmış. Kitap ise İtalya’da Premio Grinzane Cavour Ödülü’nü kazanmış. İlk defa ödüllü  bir kitabı iki kez okuyacak kadar sevdim. İlk fırsatta filmini de izlemek istiyorum.

Sabahın Üçü

Antonio ve babasının içinizi ısıtacak hikayesi… Kitap ilk olarak kapağıyla dikkatimi çekti, renkleri “hadi beni oku” diyordu. Hikayesi ise ayrı bir keyifli; Antonio epilepsi hastasıdır ve hastalıkta uzman doktor  Marsilya’dadır. Baba-oğul Marsilya’ya doktora kontrole giderler. Doktor bazı testler yaparak 48 saat boyunca Antonio’nun hiç uyumaması gerektiğini söyler. İşte tam burada, baba-oğulun birbirlerini tanıma süreçlerine tanıklık etmeye başlıyoruz. Çok sevdim;  insanı yormayan sıcacık bir hikaye…

Yarın, ve Yarın, ve Yarın

Bu kitabı ilk kez kitapkurdu olan bir arkadaşımda görmüştüm. Geçen yaz raflarda görünce elime almış,  “536 sayfayı kim okuyacak, hadi okumayı geçtim bu kadar kalın kitap yerine valize başka ince kitaplar sığdrırım” demiştim -evet, göçmenliğin küçük kilo hesapları. 🙂

Bir kaç hafta önce elime e-kitap olarak geçti, yine okumayı erteledim. Sonra bir gün ne okusam diye düşünürken kindle’da gözüme çarptı; hadi okuyalım dedim. Bu arada kitabın konusu neydi, ne anlatıyordu tamamen aklımdan çıkmıştı ve tekrar tanıtım yazısına bakmadan okumaya başladım ve elimden bırakamadım, 1 hafta gibi kısa bir sürede bitti.

Kitapla ilişkimden sonra konusuna gelirsek; iki çocuğun bilgisayar oyunları ile başlayan arkadaşlığı çevresinde olaylar gelişiyor. Bilgisayar oyunlarının yaratmaya, oynamaya, arkadaşlığa, hırsa, sevince, hüzne dair bir roman. Kısaca hayatın ta kendisi bir roman. Kimi sayfalarında gülümsetiyor, kimisinde kızdırıyor, bazen karakterleri bir sarsmak kendine getirmek istiyorsun, bazen sıkıca sarılmak. Çok sevdim, iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri oldu.

Melankolinin İlacı

Ve yine “Çok çok sevdim” dediğim bir kitap. Acaba neden bu kitabı bu kadar geç okudum? Yazarı Fahreneit 451 kitabından bilirsiniz, o kitabını iki kez okumuş biri olarak anlatımına hayranım. Ama yazarın neden başka bir kitabını bugüne kadar okumadım inanın bende bilmiyorum, üstelik tarzını severken.

Melankolinin İlacı ise yazarın öykülerinden oluşuyor. Kimi öyküsünde Mars’a gidiyorsunuz, kimi öyküsünde hiçbir korkunun olmadığı geleceğe. Her bir öykü ayrı güzel ve tam bir başucu kitabı. Zaten okumam da bu yüzden bu kadar uzun sürdü, acele etmeden sindire sindire her gün bir öyküsünü okudum. Kendime bir ritüel gibi oldu;  her akşam bir öyküsünü okumak.

Evet, son iki ayda okuduğum kitaplar bunlar, Sihirli Şeker Dükkanı dışındakilerin hepsini çok sevdim. Hatta tekrar tekrar okuyabilirim. Özellikle Melankolinin İlacı sayesinde öykü kitaplarını da sevebileceğimi farkettim. Öykü yazmayı seviyorum ama çok fazla öykü okumuyordum, benim için keşiflerin olduğu bir okuma dönemi oldu diyebilirim. Öykü kitabı önerileriniz varsa yorumlara bekliyorum 🙂

Kitapla kalın, mutlu kalın…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir