Evet, evet bir fare !
Ormanda yürüyüş yaparken görsem ya da bir parkta ağacın dibinde, durup fotoğrafını çekmek için bin takla atarım. Benden korkmasın, güzel bir kare yakalayım diye uğraşırım. Peki kendi bahçemde, terasımda görünce neden tiksintiyle yerimden sıçrıyorum?
Aşırı sıcaklarla onlarda saklandıkları yerlerden çıktılar sanırım. Belki de hayvanın tek derdi su içmekti ya da gideceği yer için bizim bahçe kestirme yoldu…
İki gün önce terasta günü bitirmenin keyfini yaşarken bir anda oğlum “anne o ne öyle” diyerek ayaklarını sandalyeye topladı. Arkamı döndüğümde minicik bir farenin hızla geçtiğini gördüm. Alacakaranlıkta ne kadar bakındıysam da göremedim nereye gittiğini.
Neyse ki şimdilik başka iz yok kendisinden. Ertesi gün tüm duvar diplerine nane yağı döktük. Bir de beyaz sirke kokusunu sevmediğini okuduk, tüm kapı girişleri beyaz sirkeyle temizledik. Bu iki keskin koku onları uzak tutabiliyormuş ama çok açlarsa işe yaramıyormuş. Gözüm sürekli yerlerde, umarım çok aç kalmazlar bu ufaklıklar. Bahçemin daimi misafirleri olmasınlar mümkünse.
O küçücük sevimli yaratık bir anda nasıl böyle kabus gibi hissettiriyor? Fareden tiksindiğimi bile bilmiyordum. Çoğu kişi de bir fare görünce irkilir, çığlık atar; oğlum gibi sandalye tepesine çıkar. Acaba neden böyle hissediyoruz diyerek sevgili dostum yapay zekaya sordum.
Neden bu kadar tiksiniyoruz?
Yapay zekanın ilk söylediği şey hastalık korkusuydu. Fareler yüzyıllardır hastalıkla ilişkiledirildiği için beynimiz onları görünce otomatik olarak temkinli olmaya eğilimliymiş. Yani tiksinme dediğimiz şey bizi tehlikelerden uzak tutmaya çalışan savunma sistemi.
Bir diğer sebep hareketleri. Gerçekten de düşününce, farenin kendisinden çok aniden ortaya çıkması insanı irkiltiyor. Hızlı, ani ve nereye gideceği belli olmayan hareketleri beynimizde alarm zillerini çaldırıyor.
Sonra işin hijyen tarafı var. Fareler çoğumuzun zihninde kanalizasyonlarla, çöplerle ve kirli ortamlarla eşleşiyor. Onlardan çok hastalık kapma ihtimalinden rahatsız oluyoruz.
Bir de kültürel tarafı var tabii. Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz hikaylerde, izlediğimiz filmlerde ve okuduğumuz masallarda fareler çoğu zaman zararlı ya da istenmeyen misafir olarak karşımıza çıkıyor. Belki de onları nasıl algılayacağımızı biraz da çevremizden öğreniyoruz.
Bazı insanlarda uzun kuyrukları, küçük gözleri ve tüysüz yapıları da tiksintiye sebep olabiliyormuş. Bu daha öznel bir durum olsa da gözardı edilemez.
Özetlersek yapay zeka arkadaşım, tiksinmenin büyük ölçüde öğrenilmiş bir duygu olduğunu anlatıyor. Üstelik bunun sadece bir duygu değil, bizi olası tehlikelerden uzak tutmaya çalışan bir savunma mekanizması olduğunu da hatırlatıyor.
Benim de tiksinme sebebim sanırım hijyen algısı ve ona bağlı olarak hastalık taşıma olasılığı. Yani bu his, bir bakıma hastalıklardan korunmak için savunma. Benim için, beklenmedik hareketleri ya da görünüşleri bir tiksinme sebebi değil. Hatta normalde bana sevimli gelirler. Sanırım sorun farenin kendisi değil, onu gördüğüm yer. Bir ormanda gördüğümde doğanın bir parçası gibi geliyor bana; terasımda gördüğümde ise evime davetsizce girmiş bir yabancı.
Yine de çizmeyi en sevdiklerimden:







