Rutin mi, Alışkanlık mı? Olması Şart mı?

person holding a cup of tea

“Rutin hayat kurtarır.”

“Sabah rutini olmadan güne başlanmaz.”

“Akşam rutini oluştur, hayatın değişsin.”

“Alışkanlıkların gücü her şeydir.”

Tanıdık geldi mi? Sosyal medya hayatımızın odağına yerleştiğinden beri bu tarz söylemleri daha çok duymaya başladık. Eski köye yeni adet misali rutinler girdi hayatımıza. Oysa alışkanlık ve rutin, hayatın akışı içinde tekrar ederek yerleşen eylemler bana göre. Sadece biri daha süslü, diğeri daha sade bir kelime gibi.

Annelerimizin sabah rutini mi vardı mesela? Sabah kalkar, o gün yapmaları gereken neyse onu yaparlardı. İşleri bitince bir yorgunluk kahvesi ya da -daha gerçekçi olalım- koca bir demlik çay içerlerdi. Kimse “bu benim günlük rutinim, bu sayede kendimle bağ kuruyorum” demezdi. Peki babalarımız? Akşam işten geldiklerinde ayakları uzatıp haberleri izlerlerdi. Gün içinde ne olup bitmiş öğrenir, yanında zevklerine göre bir içecek eşlik ederdi onlara da. Bu bir akşam rutini miydi? Yoksa sadece alıştıkları bir akış mı? Hiç kimse bunları “rutin” diyerek pazarlamaz, reklamını yapmazdı. “Alışkanlıklar günü kurtarır” demezdi. Çünkü bunların hepsi hayatın doğal parçalarıydı.

Bugün ise sosyal medya bize rutini bir ritüel gibi pazarlıyor. Sabah hep aynı saatte uyanmalısın. Cilt bakımını yapmalısın. Sporun mutlaka olmalı. Sağlıklı beslenmelisin. Ve hepsi estetik, düzenli ve paylaşılabilir olmalı ki alkış -pardon- like alabilesin. Yapamazsak da ardından suçluluk geliyor peşinden: Herkes yapıyor, ben neden yapamıyorum?

Ama durup düşününce, alışkanlıklarımız da bir rutin değil mi? İlla onları pazarlamak zorunda mıyız? Doğru yaptığımızı göstermek mi istiyoruz, yoksa sadece görülmeye mi çalışıyoruz? Neden sosyal medyada paylaşmadan an’dan keyif almayı unuttuk?

Her gün aynı saatte kahve içmek, gece yatmadan önce birkaç sayfa kitap okumak, yürüyüşe çıkmak… bunların hangisi rutin, hangisi alışkanlık? Aradaki fark gerçekten bu kadar büyük mü? Ve bunları mutlaka “rutin” diyerek paylaşmalı mıyız? “Sabah rutinim kahve” diye paylaşmazsak günümüz güzel geçmiyor mu? O kahvenin tadı acılaşıyor mu?

Sanki kendim paylaşmıyormuşum gibi algılanması; ben de paylaşıyorum. Ama son zamanlarda bu dayatmalardan yorulduğumu fark etmeye başladım.

Hayatın kendi akışı içinde kalmak, günün enerjisine kendimi bırakmak bana daha iyi hissettirmeye başladı.

Belki de mesele rutin ya da alışkanlık değil.

Belki mesele, bize iyi gelen şeyleri bir performansa dönüştürmeden yaşayabilmek. Paylaşmadan da değerli olabildiklerini hatırlamak. Ve bazen sadece yaşamanın, kayda almadan da yeterli olduğunu kendimize hatırlatmak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir