Edebiyattan Kaldım

white notebook and yellow pencil

Lise birde edebiyat dersinden bütünlemeye kaldığımı söylemiş miydim size? Üstelik kompozisyonlar sınavlarım yüzünden. Evet, yanlış okumadınız. “Nereden esti şimdi?” derseniz oğlumun kompozisyon sınav konularını görünce benim de yazasım geldi 🙂

İlk edebiyat dersi ve verilen gözdağı

Lisede bir edebiyat öğretmenimiz vardı. Derse “Geçen yıl 10 kişiyi sınıfta bıraktım, haberiniz olsun” diyerek başladı. Lakabı da vardı öğretmenin ama beynim o bilgiyi silmiş, hiç hatırlamıyorum. Ortaokuldaki Türkçe öğretmenim sayesinde okumayı severdim;  yazma konusunda da iyi olduğumu söylerdi. O yüzden edebiyat öğretmeninin  ilk derstte verdiği gözdağı beni çok korkutmamıştı. Notu kıt bir öğretmendi, kabul ediyorum. İlk dönemi ortalama bir şekilde bitirmiştim.

Okunmayan komposizyonlar

Sıra ikinci döneme gelmişti. Adam, okulun son haftasına kadar kompozisyon sınavlarını okumamıştı. Üç tane kompozisyon sınavı  vardı ve hiçbirine not verilmemişti. Ne zaman sorsak “Okuyorum.” derdi. Diğer sınavlarım mükemmel değildi ama geçmeme yetiyordu. Bu yüzden hala kalabilme ihtimalim olduğunu düşünmüyordum. Tüm sınavları farklı atasözleri hakkında denemeler yazmakken nasıl kötü not alabileceğimi düşünebilirdim ki?

Son ders ve büyük şok

Sonra son dersimiz geldi; “Notları açıklıyorum.” dedi. “6 kişiyi bıraktım.” dedi. Dikkatinizi çekerim: “Sınıfta kaldı” değil, “bıraktım”. Bilerek ve isteyerek yani, kendi iradesiyle. Sınav sonuçları yoklama sırasına göre okunuyordu. Ben sondan ikinciydim. Son beş kişi kaldığında kalan üç kişi belliydi. O beş kişi içerisine kalanlardan birinin ben olacağımı hala tahmin edemiyordum. Ve söyledi: Tüm komposizyonlarımdan, üçünden de 30 almışım. Edebiyatta geçme notu 100 üzerinden 45’ti. Bu üç adet 30, ortalamamı 44’e düşürmüştü. Karnemde 5’lik sistem üzerinden 1 vardı artık. Bilerek ve isteyerek bıraktığının bir kanıtı daha. Bu arada sınav kağıtlarımızı da göstermemişti. Daha sonra velim görüşmeye gidip sınav kağıdımı görmeyi talep ettiğinde, ona sadece argo kelime kullandığımı ve çalışkan öğrencilere “inek” dediğimi söylemiş ve “Geçiremem” demişti.

Ne yazdığımı ise hala çok net hatırlıyorum. “İşleyen demir pas tutmaz” atasözünü açıklayın konulardan biriydi. Ben de çalışkan öğrencileri örnek vererek birşeyler anlatmıştım. Yazının bir yerinde “Çalışkan öğrencilere, inek denir ki bu hiç de yakışan bir kullanım değildir. Çalışkan arkadaşlarımızla dalga geçmemeliyiz.” gibi birşey yazmıştım. İşte burada “inek” demişim onlara. Bu arada en yakın arkadaşlarım da o çalışkan öğrencilerdi zaten.

Sonra bütünlemeye girmiştim. Bütünlemedeki gözetmen öğretmen beni görünce ufak çaplı bir şok yaşamıştı:  “Senin burada ne işin var not yükseltmek için mi geldin?” diye sormuştu. Evet, o zamanlar not yükseltmek için de bütünlemeye girebiliryordu. Ve bilin bakalım ne oldu: İsimler kapalı yapılan değerlendirmede 100 tam puan aldım. Ama bir daha o öğretmenle karşılaşmak istemediğim için TM(Türkçe-Matematik) seçmedim. Evet, edebiyat lise boyunca zorunlu dersti ama FM(Fen-Matamatik)’de ders saati daha azdı.

Ya farklı olsaydı

Şimdi düşünüyorum: Acaba o dönemde farklı bir öğretmenle karşılaşsaydım, farklı bir rota çizer miydim kendime? Sayesinde uzun süre yazmaktan uzak kaldığımı biliyorum. Neyseki artık kompozisyonuma 30 veren bir öğretmenim yok da rahat rahat yazıyorum 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir